Yansımalar

Yansımalar

Benden yansıyanlar..

Irak'ta Kadın Olmak

10/3/2007
Kategori: Yazilarim

Dünya Kadınlar Günü, kadınların eşitlik için, daha iyi çalışma koşulları için,eşit işe eşit ücret talepleri için, politik haklarını kullanması için, bugün - yarın bütün dünyada kutlanacak..
Daha iyi şartlarda hayatlarını sürdürmeleri için uluslararası kuruluşlar organizasyonlar yapacaklar, sivil toplum kuruluşları gösteriler, toplantılar düzenleyecekler, Beyoğlunda, Taksim meydanında, Kadıköy iskelesinde çeşitli organizasyonlar, önlerindeki kolilerden, gelen geçen kadınlara karanfiller verecekler..
Siyasi partiler toplantılar yapacaklar, kadınların politik yaşama katılımları için nasıl canla başla çalıştıklarından bahsedecekler, meslek odaları, dernekler iş hayatında kadınların nasıl daha çok haklar alması gerektiğinden bahsedip, sembolik olarak seçilen "Yılın kadını" figürüne çeşitli hediyeler verecekler belki..
Dünyanın bir başka köşesinde de durum pek farklı olmayacak..
Bu güzel günün hatırına belki, Irak ''ta kadınlar gecenin bir yarısı kapıları çalındığında kim bilir hangi Amerikan ya da İngiliz askerinin gece bunalımlarına, bedenleriyle çare bulmak zorunda kalmaktan korkmayacaklar..
Hiç bir güç, bu önemli günde hiç bir kadının koynundan kocasını çekip almayacak, "Bugün senin günün, ülkene getirdiğimiz demokrasi hatırına başka erkek tatmak senin de hakkın" diyerek, yılışıkça sızmayacak daha soğuyamamış yatağına..
Her gün yanıbaşında patlayan bombalar, bütün bedenleri yok edip, sadece göğüs ucu ve yavrusunun dudağı bile kalmış olsa birbirine kenetlenmiş, hiç bir anneyi bebeğinden ayıramayacak, bu kutlu günün hatırına..
Bütün kadınların eşit işe eşit ücretleri olacak, havan mermisi hesabından ödenmiş, nakit olarak..
Fazla mesaileri, sektirmeden helikopterden bırakılacak zimmetlerine..
Yakacak yardımları napalm kontenjanından, gıda yardımı kavrulmuş bebek fabrikasından yetiştirilecek, eve teslim..
Yılda üç defa kamburları düzeltilecek tank paletiyle ikramiye olarak,göz kırpmadan çalışmaları karşılığı..
Seçme hakları sınırsız olacak tecavüzcülerini, "Irza Geçme Festivali" resmi geçidinden..
En önemlisi, seçilme haklarını da sonuna kadar kullanabilecekler, gözleri dışarı fırlamış, beyni apışarasına inmiş, en çağdaş "Demokrasi Jürisi" tarafından..
Bu gün çok mutlu olacak Irak''da kadınlar..
Demokrasiye karşı gelen üç hain kadının suratlarına tükürük konfetisi serpiştirecekler idam sehpası yolunda ilerlerken, ağır ağır kortej..
Kurtarıcısına direnen üç Iraklı kadının, zaten mutlu olmayı haketmediği, hiç bir haklarını kullanmayı beceremediğinden bahsedilecek..
Bugün belki de Irak''da kadınlar günü tüm kadınlarca kutlanacak..
Belki de, sadece üç kadın kutlayacak idam yolundaki..
Bilinmez..
Onurları karşılığı " Ölme Hakkı" ..
Onlar için bir hak kullanımıdır belki de..Kutlu olsun..


erol başçı

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Yaşlanıyor muyum Ne?

1/1/2007
Kategori: Yazilarim

Ne zaman başladığını tam hatırlamıyorum, ama son yıllarda biraz daha sulugöz oldum gibi sanki..
Çocukken taş kafaymışım,ona buna kafa attığımda “maşallah taş gibi kafası “ dediler diye arada annemin sandık üzerine dizdiği yer yataklarına, bayramlarda serelim diye rulo yapıp kapının arkasına diktiği halılara, hatta çok abarttığımda oda kapılarının kasalarına, tabi elimi alnıma koyarak kafa atarmışım..
Annem, yatak yorgan kümesinin örtüsünü bozduğuma mı yoksa, tam hatırlayamıyorum “Bu çocuk kafasını çok vuruyor öteye beriye, aptal olacak” diyenlerin dolduruşuna mı kızardı, arada cezalandırırdı..
Kafama vurmazdı ama, kolumun etli kısmına düğüm atmaya çalışırdı..
Hiç yüzümü buruşturmuyorum diye de “Bu oğlan dokuz canlı galiba” diyerek hayıflanırdı..
Okulda aşıdan hiç kaçmazdım,hatta iğnenin üstüne üstüne giderdim meydan okur gibi,ön sıradaki beyaz yüzlü kız başta olmak üzere diğer çocuklara karşı tartışmasız üstünlüğümü kabul ettirmiştim bu konuda.. Tam iğnenin dalma anında, sıradaki çocuklara bakarak “Leventtt benden sonra sıra sende oğlum” diye bağırırdım..
Her ne kadar sünnette yüzümü buruşturduğum bir resmi hala en az okunan bir kitap arasında saklasam da diğer çocukların salya sümük resimleri karşısında cesurluk abidesi olarak bile sayılabilirdi benimkisi..
Kötü bir şey bu ağlayamamak aslında..
Onca ağır hastalık döneminde herkes gizli açık gözyaşlarına boğulurken, babama dahi ancak kefenin ayakucundan tutup mezara indirdiğimde ağlayabilmiştim..Dirisini de ölüsünü de artık göremeyeceğimin ancak ayrıdına vardığımda..
İki gün sonra Urfa şantiyesine giderken yan koltuktaki amcaya anlattığımda da tutamamıştım kendimi, ne oluyor bana diyerek sorgulamıştım kendimi bir müddet, uyumak için hayatımda ilk kez yorganı başıma çeker olduğum o sıkıntılı dönemde..
Hayat sizi öyle bir öğütüyor ki, geriye dönüp baktığınızda hayatınızı karartmış olması gereken üzüntüleri nasıl atlattığınıza şaşıyorsunuz..
Geçenlerde beni gördüğünde duraklayıp,sonra hızla kaçan sol gözü akmış küçük kediye kim bunu yaptı diye gözlerim dolduğunda aklımdan geçirdim bütün bunları..
Daha annesiyle, kardeşleriyle alt alta üstü üste oyunlar yapacak, bir sokak köpeğinden kaçarken arabanın altına gizlenecek, belki de kuyruğu yukarıda çöp konteynerlerinin dibine kafasını uzatıp karnını doyurmaya çalışacaktı, tek gözüyle ne kadar olursa..
Sokağa çıkan çocuğunun yakasını boğazını düzelten, şapkasını kulaklarından aşağıya çekiştiren, ayakkabısının bağcıklarını itinayla, takılıp düşmesin diye pabuçlarının içine tıkıştıran annenin endişesi niye gözlerimi doldursun ki durup dururken şimdi?
Özürlü çocuğunu kucaklayıp, güneşli bir İstanbul öğlesinde arabadan sahile taşıyan, beraberce oltalarını denize sallayan babanın ellerine niye hıçkırıklara boğulup sarılma isteği duyayım ki?
Hani insan alışınca kanıksardı? Niye madem her şehit cenazesi görüntüsünde tabut sıvazlayan elleri gördüğümde tutamıyorum kendimi?Teselli vermeye çalışan komutan gibi göz yaşlarımı içime akıtmayı niye beceremiyorum da, yüreği kavrulan babaya faydası olacakmış gibi yanaklarımı beyhude ıslatıyorum ?
Kesin, bir tuhaflaşıyorum ben gün geçtikçe..
Neredeyse koca bir bahar birlikte yaşamış,tomurcuktan hazan sarartmalarına kadar hemhal olmuş yaprağın,ağaçtan ayrılışına niye şiirler yazıyorum? Başka bahar yokmuşçasına sanki..
Hani söylenir ya hep, insan yaşlanınca daha bir duygusal olur diye..
Niye ki?
Göz pınarlarına su taşıyan isale hattı ancak kırk ellili yaşlarda mı tamamlanmış oluyordu ki? Ya da Kerkük’ten pompalanan petrolün iki ayda Yumurtalığa ulaşması gibi bir şey miydi bu? Çabucak hayatın başka boğuşmalarına dalıp içinde bulunduğum zamanı unutmadığımda düşünürdüm, ağlayabilmek için acaba erken doğmuş bebeği kuvözde geliştirmek gibi insanı da gençlikte “yaşlandırma” ünitesine mi bağlamalıydı ?
Beni bağlayan olmadı sahi öyle bir makinaya..
Öyleyse?
Yoksa, yoksa yaşlanıyor muyum ben?
Eyvah..!

erol başçı

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı